Satranç
kulübünün amacı, öğrencileri
zihinsel bir spor olan satranç
ile rahatlatmanın yanında, öğrencilere
özgüvenli, özgür, başarılı ve
sosyal bir vizyon kazandırmaktır.
Satranç kulübümüzün hedefi,
satranç odasında kulüp üyeleriyle
yapılan aktif satranç oynamanın
ve satrancı geliştirmenin yanında,
satranç sporunun yaygınlaşmasını
sağlamaktır.
Etkinlikler
Satranç
Eğitiminde Hedef:
Fatih Kolejinde son yıllarda
artan satranç oynama tutkusunu
uzman çalıştırıcılar rehberliğinde
geliştirmek. İstanbul’da gerçekleştirilen
özel turnuvalara ve İstanbul
İl Seçmelerine hazırlanmak.
Öğrencilerimizin bu sporun eğitimini
almış olmanın özgüvenine sahip
olmalarını sağlamak.
Satranç
Ligi:
Kulüp üyeleri arasında aktif
satranç oynamanın renkli olması
için öğretim yılı başından itibaren
başlayan satranç ligi oluşturmak.
Böylece öğrenciler öğrenmeyi
oyun oynarken gerçekleştirmiş
olacaklardır.
Satranç
Turnuvası:
Okul içinde tüm öğrencilerin
katılımına açık olan her dönem
bir turnuva düzenlenmek. Büyük
mücadelelerin yaşandığı turnuvada
öğrenciler yenmeyi ve yenilmeyi,
dostça yarışmayı ve stratejik
düşünmeyi öğreneceklerdir. Bu
turnuva sayesinde okul öğrencilerinin
yaklaşık %25’i satranç adına
aktif hale getirilmiş olacaktır.
Pano:
Okuldaki öğrencilere ulaşmanın
diğer bir yolu da panomuz. Gerek
satrancın tarihçesinden, gerek
satrançla ilgili son haberlerden,
gerekse satranç problemlerinden
sunmuş olduğumuz bir kesit ile
satrancın öğrenciler arasında
gündeme gelmesini sağlamış oluyoruz.
SATRANCIN
TARİHÇESİ
Satranç kelimesi
Hintçe “Sandregn”den gelir.
Satranca, İngilizcede “Chess
check patterns”, Fransızcada
“Echecs” denir.
Eski yazıtlar
arasında satranca rastlanmaktadır.
MÖ.3000 yıllarında satranç gibi
bir oyunun Mısır ve Hindistan’da
oynanıldığı sanılmaktadır. 1913
yılında Murret’in yazdığı satranç
tarihinde, bu oyunun 570 yıllarında
Hindistan’da oynandığını belirtmektedir.
Yapılan araştırmalara ve ele
geçen yazıtlara göre, satranç
600 yıllarında Hindistan’dan
İran’a geçmiştir. Yine bu belgelere
göre, Araplar satrancı VII.
Yüzyılda öğrenmişlerdir.
Bazı söylentilere
göre de satranç “Sat-Ran-Çu”
adıyla Çin’de bulunmuştur. Bazı
belgeler bu söylentiyi doğrulamaktadır.
İran tarihçilerinden
Firdevsi’nin Şeyhnamesi’nde
anlatıldığına göre, İran Şahı
Hüsrev’in Hint yöneticileriyle
birbirlerine gönderdikleri armağanlar
arasında satranca ait resimler
de vardır.
Bazı
belgeler, satrancı bir Brahman’ın
bulduğunu ve Şah’a armağan ettiğini
göstermektedir. Şah, buna karşılık
Brahman’a “Ne istediğin varsa
kabul edeceğim.”der. Brahman
da, Şah’tan 64 kareli satranç
tahtasının ilk karesine bir,
ikinci karesine iki, üçüncü
karesine dört, yani her kareye
bir öncekinin iki katı buğday
koyarak doldurmasını ister.
Şah, Brahman’ın alçak gönüllülüğüne
hayran kalarak isteğinin yerine
getirilmesini emreder. Brahman’ın
isteği yerine getirilmeye başlanırken
ülkedeki buğdayların yetmeyeceği
anlaşılır. O zaman hesaplar
sonunda, Brahman’ın Şah’tan
18.446.744.373.709.551.615 tane
buğday istediği ortaya çıkar.
Bu kadar buğdayı yetiştirmek
için, dünyanın 64 misli büyüklüğünde
bir kara parçasına gereksinim
olduğunu görülünce, Şah Brahman’ı
tebrik eder.
Bazı
tarihçiler, satrancın Truva’nın
kuşatılması sırasında Palamedes’in
bulduğunu söylerler. Ancak,
bu iddia bugüne dek ne Yunanlılarca
benimsenmiş, ne de bu konuda
bir yazıt vardır.
Satrancın adı
Hintçeden gelir. Anlamı, 4 cins
figürün, 4 ayrı silahla sunulmasıdır.
Bu figür konusunda çok değişik
yorumlar vardır. Bazılarına
göre, 4 figür “Hava, ateş, toprak
ve su”yu, bir kısmına göre de,
“Yaz, kış, ilkbahar ve sonbahar”ı
yansıtır.
Burada, en kuvvetli taş olan
vezir ateşi ve bilginleri, kale
toprağı, fil havayı, şah evreni
temsil eder. Bu benzetmeler
4 taşın geometrik şekillerinden
esinlenerek söylenmektedir.
Satranç
Batı’ya Arapların aracılığıyla
IX. Yüzyılda geçmiştir. Bunu
belgeleyen en güzel örnek de,
Harun Reşit’in Charlemange’a
hediye ettiği satranç takımıdır.
Eski satrancı, günümüzdeki satrançtan
ayıran özellikler şunlardır:
Geçmişte vezir çapraz giderken
ancak 1 hane gidebilirdi. Fil,
at gibi ancak bir hane atlayabilirdi.
En kuvvetli figür kale idi.
Rok ile piyonun başlangıç durumundan
iki kare ileri gitme kuralı
yoktu.
Eski satranç
oyunu yavaşlığı bakımından da
oldukça farklı idi. Uzağa etki
eden sadece bir figür vardı:
“Kale”. Şahı mat etmek olağanüstü
zor idi. Bu nedenle kazanmanın
iki yolu vardı: Pat veya rakibin
bütün figürlerini ortadan kaldırmak
(Çıplak Şah Hali). Açılışlar
da çok yavaş gelişiyordu.
XV. yüzyıldan
sonra modern satranç bugünkü
halini almaya başlamıştır. Piyonla
iki kare atlama, geçerken alma,
rok kuralı, piyonların son sıraya
ulaştıklarında başka bir figüre
dönüşmesi gibi kurallar satrancın
hızlandırılması için yapılmış
yeniliklerdir.
Günümüzde
büyük kitlelere ulaşmış, 7’den
77’ye herkesçe oynanan satranç
bir spor dalı kabul edilmektedir.
(FIDE) Uluslararası Satranç
Federasyonu, tüm federasyonlar
arasında en çok üyesi olan federasyonların
başında yer alır.
Kaynakça: “The Ideas
Behind the Chess Openings”
Reuben Fine, 1980
YAŞANMIŞ
BİR HİKAYE
Bir Gürcü köylüsü
St.Petersburg uluslararası satranç
turnuvasını (1909 ya da 1914
yılındaki) izleme şansını elde
eder. Kongre sarayında oynayan
büyük ustaları (GM) hayranlıkla
izler. Seyrettiği turda diyagramdaki
konumda beyaz taşlarla oynayan
GM durumu umutsuz görerek partiyi
terk eder. Gürcü bu konumda
beyazın en azından beraberlik
yapacağı inancındadır ve diyagramı
yanına alarak köyüne döner.
Derken 1917 devrimi ve onu izleyen
iç savaş yıllarından sonra devam
ettiği kursu bitirerek traktör
sürücüsü olur. Ama o görkemli
turnuva ve beyazın terk ettiği
parti hep aklındadır. Her fırsatta
kasketinin içinde koruduğu diyagrama
bakar. Diyagramdaki konum belleğine
kazınmıştır. Körleme oynayarak
konumu değerlendirmeye çalışır.
Yıllar sonra bir gün traktörünü
sürerken beyaza beraberlik de
değil, kazanç yolu bulur. Köy
öğretmenine gelerek bulduğu
çözümü o zaman ki SSCB’nin saygın
satranç dergisi 64’e yazdırır.
O dönemde 64’ün yöneticisi olan
Dünya Şampiyonu Tigran Petrosyan
sağlık sorunları ile uğraştığından;
mektup bir çekmeceye atılır.
Yine aradan yıllar geçer ve
13 Ağustos 1984 te 64’ün yazı
işleri müdürlüğünü üstlenen
eski Dünya Şampiyonu Mihail
Tal, bu mektubu bulur ve diyagramı
yayınlar.
TIP 2000’in
yorumu: Yaşam dünya üzerindeki
güzellikler bize sunulan harikulade
olanaklardır. Ancak kim olursak
olalım ve ne iş yapıyorsak yapalım
hepimiz için hayatın, iyi ve
güzel yanları olduğu gibi bir
çok zorluklar ve engellerle
dolu olduğu da bir gerçek. Zaman
zaman umutsuzluğa kapılıp, “Beyazlarla
oynayan GM” gibi oyunu terk
etmiyor muyuz? Umutsuzluğa kapıldığınızda,
karamsar olduğunuzda ve bazen
başarısız olduğunuzu zannettiğiniz
anlarda “Gürcü Traktörcüyü”
hatırlayıp “O”nun azmine, sabrına
ve başarma inancına sahip olmaya
ne dersiniz?
Gürcü Traktörcünün
hikayesinden çıkartabileceğimiz
diğer bir ders de gerçek ve
güzelliklerin yıllar sonra bile
gün ışığına çıkabildiğidir.
Unutmayın
ki ruh sağlığı, beden sağlığımızın
temelidir.